Kızkardeşim Ceyda Ertüzün'ün

14 Kasım 2006 tarihinde 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği beyan

 

İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına

Ben Fatma Ceyda Ertüzün, mahkemenizde tanıklık yapan Semin Babuna ve Cevat Babuna’nın beş çocuğundan yaşça en büyükleriyim. 45 yaşındayım. Doğru Yol Partisi 18. dönem milletvekili merhum Prof. Dr. Tevfik Ertüzün’ün eşiyim. 21 yaşında Emre Yaşar Ertüzün ve 18 yaşında Erdem Ertüzün adlarında üniversite öğrencisi iki oğlum var. Rahmetli eşimi 1998 yılında kaybettim.

Ben annemin ve babamın gerek mahkemenizde gerekse basında verdikleri aslı olmayan beyanatlarıyla ilgili sayın makamınızı bilgilendirmek istedim.

Ben orta yaşlı, üniversite öğrencisi iki çocuk sahibi bir kişi olarak eşimin politik yaşantısının da etkisiyle geniş hayat tecrübesi edinmiş bir insanım. Annemin ve babamın benden ve kardeşlerimden gıyabımızda sanki ortaokul talebesiymişiz gibi bahsetmeleri ve bizimle ilgili bir takım iftiralar atmaları beni hayli rencide etti.

Annem benimle ve çocuklarımla (torunlarıyla) görüşemediğini, eve başkalarının telkinleri neticesinde gelmediğimizi ve ayrıca benim kardeşlerimle de görüşmediğimi söylüyor. Şu anda kardeşlerim ve iki oğlumla birlikte annemlerin alt katında yaşıyorum. Benim eğitimleriyle ve sağlıklarıyla ilgilenmem gereken iki tane delikanlı oğlum var. Ben ayrıca sosyal hayatı olan ve bazı kültürel faaliyetlere iştirak eden bir insanım. Rahmetli eşimin milletvekili ve profesör olması, ayrıca bürokraside üst düzey görevlerde bulunmuş olması nedeniyle cumhurbaşkanları, başbakan, bakan, bürokrat ve profesörlerden oluşan çok geniş bir çevrem bulunmaktadır. Bütün bu sorumluluklarımı bırakıp bütün vaktimi anneme ve babama ayırmama imkan yok. Ayrıca annem ve babam hiç tasvip etmediğim bir hayat tarzına sahipler, ben çocuklarımı ahlaklı, saygılı, vatana, millete hayırlı evlatlar olarak yetiştirebilmek için onlara hem anne hem baba oldum. Annem ve babam çocuklarımın terbiyesini zedeleyecek telkinlerde bulunuyorlar. Örneğin Emre ve Erdem annemlerden geldiklerinde bana dedelerinin kendilerine zorla viski içirdiğini ayrıca anormal bazı partilere götürmek istediğini söylüyorlardı. Çocuklarımı tek başına değil de benimle veya kardeşlerimden biriyle anneannelerine göndermemin sebebi budur. Bu yaşta çocuklara anneanne ve dedelerinin ahlaki zaafiyetlerinin olduğunu söylemek o kadar kolay olmuyor.

Annem ve babam “çocuklarıma yirmi dükkan, altı tane araba verdim. Mallarını başkalarına devrettiler” diyor. Bunlar tamamen yalan. Babam bana ömrüm boyunca hiç araba almadı. Kendime bugüne kadar iki araba aldım onları da yalnızca kendi paramla aldım. Gayrimenkullerimi başkalarına devrettiğimi iddia ediyorlar. Bu da tamamen asılsız. Gayrimenkullerimden bir kısmını sattım, bir kısmı duruyor. Satmamın sebebini de beni tanıyanlar bilirler. Eşimi kaybettikten hemen sonra kardeşim Oktar ilik kanseri oldu. Annem ve babam Oktar’la ilgilenmeyi reddettiler. Bu nedenle, ben 10 ve 12 yaşlarında babaları vefat etmiş olan iki oğlumu en kritik çağlarında İstanbul’da bırakıp, babamın “artık yaşamaz” diyerek bakmadığı kardeşime bakmak için Amerika’ya gittim. İki yıl boyunca oğullarımı göremedim. Çocuklarım sırf annem ve babam Oktar’a bakmadığı için anne şefkatinden yoksun iki yıl geçirdiler. Fakat güzel bir ahlaka sahip oldukları için bir kez bile şikayet ettiklerini duymadım.

Ben de bu esnada hem yaşam mücadelesi veren kardeşime baktım, hem de babam hiç para yollamadığı için gayrimenkullerimden bazılarını satıp tedavi masraflarının bir kısmını üstlendim. Annem ve babam ise bu özverili davranışı takdir edecekleri ve ailesine bu derece düşkün, fedakar evlatları olduğu için Allah’a şükredecekleri yerde, bana ve alakam olmayan bazı insanlara iftiralar atmaktadırlar. Annem ve babamın bu tutumu, ne kadar büyük bir ahlaki çöküntü içinde olduklarını göstermektedir.

Çocuklarımın üniversite eğitimlerini bıraktığını söylüyorlar. Bu doğru değil. Oğlum Emre İstanbul Üniversitesinde, Erdem ise Bilgi Üniversitesinde okuyorlar. Emre okuluna devam ediyor. Fakat küçük oğlum Erdem kalp hastası, iki yıl evvel yurtdışında çok büyük bir açık kalp ameliyatı geçirdi. Kalbindeki iki delik kapatıldı, ayrıca kalbe yanlış bağlanmış olan 4 damar kesilip yerine bağlandı. Şu anda yaşaması mucize. Bu sebeple sağlığına tekrar kavuşunca eğitimine devam etmek üzere okuluna bir süre ara verdi. Bu hastalık esnasında anne ve babamdan en ufak bir destek görmedim. Babam “ben hekimim, Erdem’in ameliyat olmasına gerek yok, tenis oynasın bir şeyi kalmaz dedi”. Eğer babamın bu sözünü dinleyip hastalığın üstüne gitmeseydim oğlum şu anda bu genç yaşında vefat etmiş olacaktı. Ayrıca bu ameliyat ve daha sonraki bakımı sebebiyle çok büyük bir masrafın altına girdim, ama anne ve babam bana madden de destek olmadılar. Babam “benden beş para bekleme “dedi. Babam şefkatsiz ve acımasız bir insandır.

Eşimi, Haliçte patlayan araba lastiğini değiştirirken ehliyetsiz ve alkollü bir şöförün arkadan çarpması sonucunda kaybettim. Eşimin bana miras bıraktığı para ve gayrimenkule annem ve babam el koymak istediler. Annem beni hergün zorla alışverişe çıkartıp kendisine kıyafetler aldırtıyor, babam ise sahip olduğum arabayı elimden alıp kendisi kullanıyordu, ayrıca eşimden kalan yazlık evimde gidip kendileri kalıyorlardı. Ben, bu miras, yetim iki oğlumun hakkı olduğu için onların israf etmelerini istemedim, bu sebeple bana karşı kin beslemeye başladılar ve en sonunda da bir kısmını kardeşimin ve oğlumun sağlığı için sattığım gayrimenkullerimi “başkalarına devretti” diye bana iftira attılar.

Rahmetli anneannem hayattayken annem ve babam için “bu ikisi çok zalimler” derdi.
Anneannem çok haklıymış, yaşlanıp aciz hale geldikten sonra annem ona bakmayıp evdeki çalışan kadınlara bıraktı, onlar kadıncağıza 6 ayda bir banyo yaptırıyordu. Anneannemin bakımsızlıktan sırtında derin yaralar açılmıştı. Halbuki babam kalp ameliyatı geçirdiğinde biz beş çocuk ve iki torun on gün hastanede nöbet bekledik. Hatta babamı ameliyat eden profesör “bu kadar bakıma ihtiyacı yok” deyip bizi eve göndermeye çalışmıştı.

Sonuç olarak söylemek istediğim annem ve babam kendilerini tanıttıkları gibi insanlar değiller. Biri 63, diğeri 80 yaşında ve ahlaklarındaki bozukluklar yaşlılıklarının da etkisiyle iyice dışa vurmaya başladı. Onların durumundan faydalanmak isteyen kişiler başta yaşlı bir bayan avukat olmak üzere, anneme mahkemenizde yalancı şahitlik yaptırıp, basında gerçekdışı hikayeler anlattırıyorlar. İftira ettikleri kişi 250 eser sahibi, dünya çapında tanınan bir yazar. Sayın Adnan Oktar ve BAV camiasından hiçbir şikayetim olmadığı gibi, Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını ve ortaya koyduğu fikirleri ilgiyle takip ediyorum. Böyle kıymetli bir yazarın ülkemizde yaşamasının Türkiye açısından gurur verici olduğunu düşünüyorum.

Sayın mahkemenizi bu hususlarda bilgilendirmek istedim.