Kızkardeşlerimle beraber TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç Beyefendiye gönderdiğimiz 15 Nisan 2007 tarihli dilekçe
15.04.2007
TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç Beyefendi,
Bizler Hüma Babuna, Ceyda Ertüzün ve Eda Babuna; babamız Cevat Babuna ve annemiz Semin Babuna'dan şikayetçiyiz.
Annemiz Semin Babuna ve babamız Cevat Babuna, son derece karanlık bir yapılanma içindedirler. Hürriyetimizi tehdit eden bir tavır içindedirler ve bize karşı davranış ve tutumlarından dolayı son zamanlarda oldukça bizar olmuş bulunmaktayız. Gerek internetle, gerek basın ve televizyon yoluyla haysiyetimize, onurumuza ağır gelecek ithamlarla bize baskı yapmaktadırlar.
Annemizin ve babamızın içinde bulunduğu bu karanlık, baskıcı yapılanma içinde kadın satıcıları, mafyavari insanlar ve karanlık kişiler bulunmaktadır. Bu kişilerle uzun zamandır görüşmektedirler. Son dönemlerde ise, kendisini alim zanneden ve ehl-i sünnet düşmanı olan bir kişiyi ABD'den getirtmişlerdir ve bu kişi kanalı ile bize baskı uygulamaya çalışmışlardır. Bu kişi, ABD'de kısa bir süre önce bir şahsı peygamber ilan etmiş ve ona uymayanları da kafir ilan etmiştir. Annemiz ve babamız böyle bir kişiyi bize mürşid olarak gösterip bizim ehl-i sünnet inancımızı kendilerince bozmaya çalışmaktadırlar. Bu kişiyi bize aratarak bizi rahatsız etmekte, bizi tehdit ve tedirgin edebilmek için mümkün olan her yolu denemektedirler.
Aslında onların bu baskıcı tutumu çok eskiye dayanmaktadır. Annemiz ve babamız, bize küçük yaşlardan itibaren son derece eziyet ve ızdırap dolu bir hayat yaşattılar. Babamız bizi çocukluğumuzda kızılcık sopasıyla döverdi; canımız daha çok acısın diye özellikle ayaklarımıza vururdu. Bu zalimane davranışlar, sonraları çok daha vahim boyutlara geldi. Erkek kardeşimiz Oktar’ın lösemi tedavisi esnasında, biz iki kızkardeş ABD’de onun tedavisiyle ilgilenirken, babamız tedavi parasını tamamen kesti ve bizi yabancı bir ülkede hem ciddi bir hastalıkla hem de parasızlıkla mücadele etmek zorunda bıraktı. İçinde bulunduğumuz zor durumu izah etmek için kendisine telefonu her açışımızda, hastalığın tedavisinin mümkün olmadığını, bu yüzden açıkça para göndermeyeceğini belirtti ve hakaretler ederek telefonu yüzümüze kapattı. Oktar'ı ABD'de resmen ölüme terk etti. Ona da bize de bir babanın asla yapmayacağı şekilde zulmetti. Annemiz ise, Oktar'ın ciddi ölüm riski olan 7 yıllık kanser tedavisi boyunca bir kere bile Oktar'ı ziyaret etmeye gelmedi.
En büyüğümüz olan Ceyda Ertüzün'ün iki oğlundan biri olan Erdem’in ise ağır kalp hastalığı nedeniyle geçirdiği ameliyatlar sırasında, babamız ve annemiz tedavinin tüm aşamalarında zorluk çıkartıp, torunlarının tedavisine engel olmaya çalıştılar. Doktorların Erdem için yurtdışında acil olarak açık kalp ameliyatı gerektiğini söylemelerinin ardından babamız Cevat Babuna, bu tedaviye harcanacak olan parayı gereksiz gördü, para vermek istemedi ve "biraz spor yapsın bir şeyi kalmaz" diyerek az kalsın Erdem'in ölümüne vesile oluyordu. Oysa Erdem'in yapılan ameliyatlar sonrasında kalp damarlarının yerleri değiştirildi, kalbine ömür boyu kalacak bir pil takıldı. Eğer babamızı "doktordur, sözüne güvenilir" diye düşünerek dinlemiş olsaydık şu anda yaşı küçük olan yeğenimizi kaybetmiş olacaktık.
Annemizin ve babamızın, hem kendi çocuklarının hem de torunlarının yaşadıkları bu ölümcül hastalıklar karşısında gösterdikleri zalim davranışlar, aslında bizim çocukluk yıllarımızda sık sık şahit olduğumuz özellikleriydi. Annemiz ve babamız, kendi çocuklarına eziyet ettikleri gibi, kendi anne ve babalarına da yaşlılık dönemlerinde çekinmeden eziyet etmiş olan insanlardır. Babamız Cevat Babuna, gözünün önünde aniden nefes almakta zorluk çekmeye başlayan anneannemize ne kendisi müdahale etmiştir, ne de gelen doktorun müdahalesine izin vermiştir. Anneannemizin çok yaşlı olduğunu ileri sürerek ona tıbbi müdahaleyi gereksiz görmüş, annemiz ise bu olaylar yaşanırken bulunduğu odadan çıkmaya bile tenezzül etmemiştir.
Çocukluğumuzda yaşamış olduğumuz bu ve benzeri travmaların üzerimizde oldukça büyük olumsuz etkisi vardır. Annemiz ve babamız tabiri caizse hayatımızı, gençliğimizi çalmışlardır. Bizler, tüm bu baskılardan, bu karanlık ve öfke dolu hayattan kurtulduk derken, aynı baskı ve eziyet yeniden başlamıştır. Şu anda saldırıları internet ve basın yoluyla son hızla devam ediyor. Namusumuza, haysiyetimize yönelik akla hayale gelmeyecek binbir türlü iftiralarda bulunuyorlar. Bunları, bizi yıldırmak için yapıyorlar, fakat her seferinde haksız oldukları ortaya çıkıyor. Buna rağmen hala bu tutumlarından vazgeçmemeleri bizi oldukça tedirgin etmektedir.
Bizler, hürriyetimizi, hayatımızı çalan annemizin ve babamızın baskılarından artık kurtulmak istiyoruz. Artık biz de herkes gibi mutlu ve özgür olmak istiyoruz. Çocukluğumuzdan itibaren yaşadığımız bu travmayı artık tamamen unutmak istiyor ve hiçbir şekilde yeniden yaşamak istemiyoruz. Namusuna, haysiyetine düşkün insanlar olarak bizler, karanlık ve baskıcı hayat şeklini benimsemiş olan ve bu yolda her türlü tehdidi yapmakta tereddüt etmeyen anne ve babamızla işte bu gerekçelerden dolayı görüşmek istemiyoruz.
Sayın makamınızı, kamuoyunu da meşgul eden bu konuda bilgilendirmek istedik.